Uri Geller’in Başından Geçen Işınlama Deneyimi

Uri Geller’in Başından Geçen Işınlama Deneyimi 

Başımdan geçen bu olayı okuyucuda, bir bilimkurgu öyküsü izlenimi yaratmaksızın anlatmamın imkanı yok. Elimden başka bir şey gelmez. Olanlara inanmak benim için bile o kadar zor ki, bu olayı anlatayım mı, yoksa anlatmayayım mı diye çok düşündüm. Ama, yine de ortada bir olay vardı. Olayla ilgili olan zaman ve mekanlar gerçek, apaçık ve kuşku götürmeyen türdendir. Esas sorun, meydana gelen olayın, olağan zaman ve uzaklık bakımından fiziki olanaksızlığıdır. Sonunda, şu sonuca vardım ki; ben ve olayla ilgili diğer kişiler, bunun gerçek olduğunu bildiğimize göre, bu öykü anlatılmalıydı.

1623694_206703402860677_2021346247_n

Dostlarım ve çalışma arkadaşlarım, hepsi birlikte söz konusu olayın üzerinden geçtiler, olayın her bir ayrıntısını tekrar canlandırdılar ve bazı küçük fikir ayrılıklarının dışında, 9 Kasım 1973 Cuma günü olanlar şunlardır:

Saat 16.00 sıralarında Merkezi Manhattan’ın Doğu Yakasındaki dairemden çıkmış, arkadaşım Dr. Louis Shenkman’a bir dürbün almak üzere dükkanlara bakıyordum. Beğendiğim bir dürbün buldum, satın aldıktan sonra, Maria ve Byron Janis’in Doğu Yakasındaki evlerine gittim. Maria’nın bodrum katında bir atölyesi vardı ve bir sergiye hazırladığı bazı resimlerinin çerçevelenmesi işleminde Shipi kendisine yardımcı oluyordu …

Saat 16.30 civarında Maria’nın atölyesindeydim. Üçümüz birlikte bir süre sohbet ettik. Daha sonra, Maria He Byron’a merhaba demek üzere üst kattaki dairelerine çıktık. Çalışmaya devam eden Shipi’yi atölyede bırakmıştık. Byron, Maria ve ben, çoğu zaman uzun sohbetlere dalardık. Bu kez de tam. ilginç bir tartışmaya giriyorduk ki, vaktin geciktiğini farkettim. İsrail’den gelen genç bir bayanla saat 18.30’da Biltmore Otelinde buluşacaktım. Neredeyse 17.30 olmuştu. Bloomingdale’e giderek bir hediye almak, buluşmadan önce eve dönerek, bir duş yapıp üzerimi değişmek istiyordum. Bloomingdale’in kaçta kapandığını bilmediğimden, Byron ve Maria ile vedalaşarak, 59. Cadde ile Lexington Caddesinin köşesindeki mağazaya doğru yöneldim – oturduğum apartmandan sadece bir kaç blok ötede yer alıyordu.

Uri-Geller-Net-Worth

Bloomingdale oldukça kalabalıktı. Ben de, gene evime yakın olan bir diğer mağazaya, Hammacher-Schlemmer’e gittim. Saat 17.30-18.00 arası olmalıydı, ancak, kesin olarak bilmiyordum.

Bu öyküyü bir araya getirirken, olaya bir şekilde karışan herkesten, söz konusu süre boyunca nelerin olup bittiğini bir düşünmelerini istedim. Maria, evlerini saat 17.30 civarında terk ettiğimi söyledi. Maria ile Byron konuşmaya devam etmiş ve hatta Maria’nın hatırladığına göre, özellikle yüksek bir enerji hali içerisindeymişim gibi göründüğümden bahsetmişlerdi. Maria, Ossining’deki evinde bulunan Andrija’yı telefonla arayarak, kendisinden ödünç almış olduğu bir kitap hakkında bazı sorular sormayı planlıyordu.

Solveig Clark’ın da daha sonra anlattığına göre, kendisi General Motors Binasındaki bürosunu her zamanki çıkış vaktinde, yani saat tam 17.30’da terketmişti. Grand Central Istasyonuna gidiyordu. Andrija’nın o zamanlar hazırlamakta olduğu Uri adlı kitabın metni üzerinde Andrija’ya yardım edecekti. Andrija kendisini istasyonda karşılayacaktı.Yanl, ben Bloomingdale’e koşarken, Solveig de Grand Central İstasyonu’na gidiyordu.

Maria’nın atölyesinden ayrılan Shipi, aynı zamanda Yasha ile Werner’in ofis olarak kullandıkları ve birlikte paylaştığımız apartman dairesine gelmek üzere yola çıkmıştı. Yasha ile Werner oturmuşlar, her an Shipi ile benim gelmemizi bekliyorlardı. Shipi, Janisler’den saat kaçta ayrıldığından emin değildi. 18.00’i geçmiş olduğunu tahmin ediyordu.

25699yurigeller_now

Hammacher-Schlemmer mağazasının vitrinine biraz göz attıktan sonra saatime baktım. Neredeyse 18.00 olmuştu. Eve dönerek üzerimi değişmem ve sonra da Biltmore’a gitmem gerekiyordu. New York’ta bir yere giderken, jimnastik niyetine çoğu kez koşardım. Böylece, geç kalmak istemediğim için, apartmanın bir blok kadar ötesinden itibaren hafifçe koşmaya başladım Artık, saat 18.00’i bir kaç dakika geçiyordu.

Demek ki, 18.00’i bir kaç dakika geçe, ben, apartmanın bir blok kadar ötesinden itibaren hafifçe koşmaya başlıyorum. Andrija, bir saatlik bir mesafe ötede yer alan Ossining’deki evinde televizyon izliyordu. Solveig, bir saat kadar sonra varmak üzere Ossining’e doğru yola çıkmıştı. Yasha ile Werner, kaldığım dairesinin ofis olarak kullanılan kısmında oturmuşlar, Shipi ile beni bekliyorlardı. Shipi atölyeden ayrıldıktan sonra, Maria ile Byron evlerinde kalmışlardı.

Bizim apartmanın hemen yanındaki binanın tentesine doğru yaklaştığımı, hatta hemen hemen ulaştığımı hatırlıyorum. Sonra da bir kaç adım boyunca geriye doğru koştuğumu hissettiğimi hatırlıyorum. Bunu gerçekten yapıp yapmadığımı bilmiyorum ama, o anda hissettiği m buydu. Daha sonra, yukarıya doğru çekilmekte olduğumu hissettim. Bedenim duyarlığını kaybetmişti. Gözlerimi kapadım ve sanırım, hemen akabinde tekrar açtım.

Gözlerimi açtığımda kendimi havada uçarken buldum. Bir veranda kafesinden yarım metre kadar ötede bir rododendron (Açalyaya benzer bir bitki) çalılığının üzerinden geçiyordum.

Yerden 2.5 ya da 3 m. kadar yükseklikten kafese çarparak, kırıp içeriye girmek üzereydim. çarpışmaya karşı hazırlıklı olmak amacıyla sol omuzumu kafese doğru döndürerek ellerimi öne doğru uzattım. Kafesi kırarak içeriye girdim ve üstü canlı, yuvarlak bir masanın üzerine düştüm. Üzerinde ağır bir dökme cam bulunan masaya önce ellerim çarptı. Öne doğru kayan dökme cam yere düştü ve parçalandı. Dizim masanın ahşap kısmına çarptı. Masa yere devrilince de kendimi verandanın zemininde buldum. Tüm bu olanlar sırasında bilincim yerindeydi. Ancak, masaya ve zemine çarptığımda hafifçe sersemlemiştim. Dizim acıyordu ve herhangi bir kırık olabilir düşüncesiyle yerimden kıpırdamaya korkuyordum. Fakat, beni sarsan olay; çok iyi bildiğim bu veranda ile masayı tanımış olmamdı. Burası, Andrija’nın Ossining’deki kafesli verandasıydı yanılmış olamazdım. Bir saniye önce Manhattan’ın Doğu Yakasında idim. Şimdi ise, Ossining’deki bir verandanın kafesini kırarak içeriye giriyordum. Hissettiğim tek şey, kafesi kırarak içeriye girmem, masaya ve zemine çarpmamdı. Avazım çıktığı kadar bağırarak Andrija’yı çağırdım ama, o anda bir yanıt alamadım. Üşüdüğümü ve çok susadığımı hatırlıyorum. Hala daha kıpırdamaya korkuyordum.

1897892_206701476194203_296026922_n

Daha sonra da Andrija olayın kendi yönünden nasıl gelişti ğini anlattı. Tam 18.00 haberlerinin yaklaşık yarısını izlemişti ki, saat 18.15 civarında bir çatırtı işitmiş, arkasından, sanki evin yanına bir şey çarpmışçasına bir gümbürtü gelmişti. Hemen yatağından fırlayan Andrija (yatak odası ikinci katta ve evin, verandanın bulunduğu yanında yer alıyordu), evin her yanını araştırmaya başlamıştı. O akşam hava rüzgarlı olduğu için, rüzgardan yana yatan bir ağacın eve çarpmış olabileceğini düşünmüştü. Uç kata yayılmış bulunan odaların tümüne bakmış, fakat her hangi bir terslikle karşılaşmamıştı. İşte o zaman, ön kapıdan çıkarak verandaya doğru yönelmiş, kafesli bölüm kapının 2 m. kadar ötesinde yer aldığı için de karanlıkta hiç bir şey görememesine rağmen, kendisini çağırdığımı işitmişti. Verandanın kafesli bölümüne ulaşabilmesi için, tekrar eve girerek yemek ve çalışma odalarından geçmesi gerekmişti. Verandanın ışığını yaktıktan sonra da kafesli bölümün kapısını açmıştı.

Andrija’nın söylediğine göre, cam parçaları ve devrik masa ile birlikte yerde yattığımı görmüş, yukarı bakınca da kafeste açılmış olan kocaman bir delikle karşı karşıya kalmıştı. Yanımda bir de paketin bulunduğunu fark etmişti. Bu pakette, az önce New York’ta aldığım dürbün vardı.

Artık, kırık olup olmadığını anlamak için beni acil bir kontrolden geçiren ve sonra da çalışma odasındaki muayene yatağına götüren Andrija’ya yardımcı olacak kadar üzerimdeki sersemliği atmıştım. Esas mesleği tıp doktorluğu olan Andrija, beni baştan aşağı bir muayeneden geçirdi. Görünürde herhangi bir yara bere yoktu. Dizimdeki sızı haricinde de herhangi bir ağrı hissetmiyordum. Ayağa kalktım ve odanın içinde dolandım. Sar­sılmış olmamın dışında hiç bir şeyim yoktu.

Kafamı henüz toparlayamamıştım. O anda New York’taki evinde bulunan Maria, sonradan hatırladığına göre, saat 18.10 ile 18.15 arasındaki bir zamanda Andrija’ya telefon etmeye karar vermişti. Odada dolanıyor ve olanları anlamaya çalışıyordum ki, Andrija’nın telefonu çaldı. Telefona cevap veren Andrija, şaşkınlığını ifade eden sözler söylüyordu. Telefondaki arkadaşın benimle konuşmak istediğini söyleyerek ahizeyi bana uzattı. “Ben buradayım” deyince, şok geçirme sırası telefonun diğer ucundaki Maria’ya gelmişti. Beni New York’ta bir saatten daha kısa bir zaman önce, saat 17.30 civarında kendisiyle vedalaşıp evinden ayrıldığım sırada görmüştü. Kendisine, bir saniye önce New York’ta ve bir saniye sonra da Ossining’de bulunduğumu söyledim.

1441954324

“Hafta sonu giderek, yazılarına yardım etmek üzere Andrija Puharich’e söz vermiştim … Grand Central’dan kalkan ve 19.04’de Ossining’e varan ekspres trene binecektim ve o da beni istasyondan alacaktı. Tren Ossining’e tam zamanında varmıştı ama, beni karşılayacak olan Andrija görünürde yoktu. Az sonra geleceğini düşünerek 10 dakika kadar bekledim. Fakat, istasyonda benden başka kimse kalmayınca, istasyon binasındaki umumi telefona giderek Andrija’yı aradım.

“Telefonun öteki uçunda Uri’nin sesini işitince birden şaşırdım. Şaşırmamın nedenine gelince, o gün sabah kendisiyle görüşmüştüm ve Andrija’yı ziyaret edeceğinden hiç bahsetmemişti. Telefonda teypten gelen sesleri işitir işitmez, o anda hisset· tim ki, çok önemli bir şeyler olmuştu. Beni tersleyerek, ‘seni etmak üzere 15 dakika içinde orada olacağız’ diyen Uri telefonu kapatıverdi.

“Her şeye karşı hazırlıklı olarak heyecan içinde bekletilmeye başladım. Andrije’tın otomobiliyle istasyona geldiler, hemen otomobile binerek arka koltuğa oturdum. Tahmin ettiğim gibi, Uri’ni o gün (Cuma günü) Ossining’e gitmeye hiç niyeti yoktu. Bir genç bayanla randevusu vardı ve üzerini değişmek üzere aceleyle eve gitmesi gerekiyordu.

“Andrije’nin evine vardığımızda, Andrija verandanın ışığın. yaktı ve kısa bir süre önce kendisinin gördüğü manzarayı qôsterdi. Verandanın altı üstüne gelmişti. Kafesin üzerinde verandanın bir bölümünü çevreleyen rododendron çalılıklarının seviyesinin de yukarısında kalan oldukça yüksek bir yerde kocaman bir delik vardı. Ahşap masa yere devrilmiş, kırılan dökme cam büyük parçalar ya da küçük cam kırıkları halinde her yana saçılmıştı.

gif-geller-uri

“Geçirdiği sarsıntıyı anlatan Uri, olanları bir hayranlık ve heyecan hali içinde karşılıyordu. Eğer, tüm bunlar bir başkasının başına gelmiş olsaydı, eminim, o kimse tam bir duyqusal şok hali içinde kalırdı. Böylesine bir deneyim geçirdikten sonra dahi dengesini ve olayları espriyle karşılama yeteneğini koruyabilen Uri’nin, zihin gücü ve dayanıklı bünyesiyle gurur duyuyordum. Bu davranış şekli, meydana gelen olayın, hepimizin alışmış bulunduğu bu doğal beşer dünyasındaki heyecanlı bir macera gibi tamamen normalolduğu izlenimini veriyordu. ”

Burada Solveig’in sözlerini aktarmamın nedeni, kendisinin çok net zihinli iyi bir gözlemci olmasıdır. Hem eve geldiği sırada, başka bir nedenden ötürü de kendisine ihtiyacımız vardı: Nedendir bilmem ama, hayatımda o kadar acıktığımı hiç hatırlamıyorum. Andrija ile oturmuş, olanları daha bir anlamaya çalışırken, o da bizim için sahanda yumurtayla nefis bir salata hazırlamıştı.

Her şeyi bir kez daha kontrol etmek üzere elinde bir ışıkla verandanın dışına çıkan Andrija, herhangi bir ayak izinin bulunup bulunmadığına baktı. Hiç bir iz yoktu. Her ikimiz de kafesi kontrol ettik: Kafesin, dışarıdan verandanın içerisine doğru delinmiş olduğu, kuşku götürmeyecek bir şekilde meydandaydı. Kafes öylesine yüksek bir noktadan yırtılmıştı ki, verandanın zemininin en az 2 m. kadar yukarısından içeriye girmiş olmalıydım. Çevrede herhangi bir araba falan yoktu, Kafamda sürekli şu soru vardı: “Bunun nedeni neydi?” Olay anında bedenim tüm duyarlığını kaybetmişti.

1780762_206700959527588_333712953_n

Sanki, artık New York’taki kaldırımın üzerinde değildim ve sonra birden havada, üzerine çarpmakta olduğum bir kafesin yanı başında beliriverdim. Her şey baş döndürücü bir hızla olup bitmişti. Kafesi kırarak içeriye girmiş, masanın üzerine düşmüş, masanın üzerindeki camı iterek kırmış, sol bacağımı masaya çarpmış, zemine yuvarlanmış ve kendimi Manhattan’ın 60 km. kadar ötesinde bulmuştum. Bedenim ne tür bir dönüşüme ya da taşıma şekline maruz bırakılmıştı. Gerçekten, tek tek tüm moleküllerim birbirinden ayrılmış mıydı? Bir boyut içerisinden mi itilmiştim, yoksa bir ışın ya da uzay aracı tarafından mı ışınlanmıştım? Ne olmuştu? Bilmiyorum. Teypten gelen mesaj bu konuda hiç bir ayrıntıya girmemişti. Dahası, nasıl oldu da dürbün paketi tüm bu olup bitenler sırasında yanımdan hiç ayrılmadı? .

Bu olayı daha fazla düşündükçe, bizlerin ne kadar küçük kaldığını daha iyi görüyorum. Bilmediğimiz ve bilinmesi gereken o kadar çok şey var ki. Eğer elinize bir radyo alır da buna takatinin üzerinde bir güç yüklerseniz, bu ‘aşırı yük’ün altında patlar. Zihinlerimiz de bu radyo gibidir. Aniden aşırı miktarda bilgiyle yüklenirsek deliririz. Belki de bu konuda daha fazla bir şey bilmek istemiyorum. Belki de her şeyi oluruna bırakmam gerekiyor. ‘Aşırı yük’ altında kalmak istemememe rağmen, bu gidişatı da tam kapasite ile sürdürmek niyetindeydim.

Solveig’in bizim için hazırladığı akşam yemeğini yerken kendimi daha iyi hissetmiş ve Andrija’ya “Beni otomobille Manthattan’a götürebilir miydin acaba?” diye sormuştum.

Andrija, “Olanlardan sonra, seni nereye olsa götürürüm” diye karşılık verdi.

Teleportation

Hava soğuktu ve bu havaya göre giyinmemiştim. Üzerimde, Shipi’nin bana tam olarak uymayan eski bir ceketi vardı. Her neyse, Solveig ve Andrija ile birlikte, Andrija’nın otomobiline bindik ve Manhattan’a doğru yola çıktık.

Yolda, Andrija ve ben, bir süre teypteki sesin verdiği bilgiler üzerine konuştuk. Hatta, Sony marka teybi de yanımıza almıştık. Kaset, hala daha teybin içerisinde duruyordu ki, bu da bizim için alışılmışın dışında bir olaydı. Bu durumda, teypteki sesin bir kaç cümlesini Solveig’e dinlettik. Söylediğine göre, işittikleri kendisi üzerinde muazzam bir etki yaratmıştı. Solveig bir kaç dil birden konuşur ve değişik konuşma şekillerine karşı büyük bir ilgi duyar. Teypten duyduğu erkek sesinin pek bir özelliği olmadığını, ancak, İngilizce’yi hiç hata yapmaksızın konuşan ve hiç bir espri unsuru, vurgu ya da iniş çıkışlar taşımayan bir insan sesi gibi geldiğini söylemişti. “Fakat” diyordu, “son derece otoriter bir sesti.” Korku veren bir ürperti ya da onun gibi bir şey hissetmişti. Sadece, son derece güçlü ve emir veren bir ses gelmişti.

teleportation-e1392773687398

New York’taki apartmana dönüş yolculuğu bir saatten biraz daha kısa sürmüştü. Ossining’e, herhangi bir normal taşıtla gitmemiş olduğumu işte bu yolculuk sırasında tam anlamıyla idrak ettim. Birden tekrar sarsılmıştım. Bu kez, geçirdiğim gerçek bir şoktu. Geriye dönerken kat ettiğimiz uzun ve yorucu yol, trafik, kentin ışıkları oraya giderken ben bunların hiç birini görmemiştim.

İşte o zaman, o güne kadar çevremizde olagelen diğer bir çok olay, örneğin Andrija’nın ışınlanan köpeği, insanların evlerinde ve ünlü bilim adamlarının laboratuvarlarında birbiri ardına demateryelize ve materyalize olan ve olmaya devam eden objeler aklıma geldi. Bunların hepsi de bilimin, kendisini mucizeler ile birleştirecek olan tehlikeli bir köprü üzerinde yürüdüğü yepyeni bir dünyaya doğru işaret ediyorlardı ve ben de bu olguya bir katkıda bulunabiliyordum. Sadece ortaya çıkarılması, ele alınması ve tarafsız bir şekilde incelenmesi gereken muazzam enerjiler ve güçler için bir vasıta olabilmek şanına erişmiştim.

Tüm bu düşünceler bana, soğuk bir gecede sıkışık bir Volkswagenin içinde, sadece 1-2 saat önce herhanqi bir yazarın hayal gücünden çıkabilecek çılgın bir bilimkurgu öyküsündeki gibi bir saniyeden daha kısa bir sürede katettiğim bir yolun üzerindeki New York’a dönerken gelmişti. Ama yine de 9 Kasım 1973 günü, saat 18.00’i biraz geçe yapılan bu yolculuk, gerçek dışı değildi, gerçeğin ta kendisiydi. Eğer o gün için gerçekleştiyse, gelecekte de gerçekleşecektir.

Andrija Puharich’in Anlattığı Spektra

Teleportationblue

Kökenli Işınlama

6 Kasım 1972 günü Uri, Shipi ve Melanie, Amerika’ya Ossining’deki evime geldiler. Bir kez daha ciddi çalışmalarımıza başlamak üzere bir araya gelmiştik.

Ertesi gün, dördümüz birden yemek odasında kahvaltı ediyorduk. Yemek odasının doğu yönünde yer alan geniş cumbası, özel bir araba yoluna bakar. Batı yönünde ise odadan mutfağa açılan bir kapı vardır. Wellington adlı köpeğim, bu kapının eşiğinde uzanmış yatıyordu.

Shipi ile ben yüzümüzü Wellington’la mutfağa doğru, Uri ile Melanie ise yüzlerini cumbaya doğru çevirmiş oturuyorduk. Saat 10.00’de oturduğu yerden arkasına bakan Uri , Wellington’u görür görmez, ‘Wellington. neden böyle korku içinde titriyor?” diye sordu.

Tam o anda telefon çaldı. Açmak üzere kalkıyordum ki, Wellington birden yok oluverdi. Wellinqton’un az önce bulunduğu yerden geçerek mutfağa girdim. Telefon ikinci kez çaldı. O anda Uri, “Bakın, köpeğin araba yolunda işi ne?” dedi.

Stargate in the street

Spektra, Kozmik Görev Gemisi, olayı şöyle yorumlamıştır:

Dün, siz masada otururken köpeğini demateryalize ettik ve sen de önündeki bu olayı gördün. Onun için de bir sebep var

Hemen şu anda istediğimiz her şeyi harekete geçirebileceğimizi, objeleri uçurabileceğimizi, eşyaları yok edebileceğimizi düşünüyorsun,bu kendiliğinden yapılmamaktadır. Zamansız bir mekanda yaşadığımı anlamıyor musun? Bütün bunlar ônceden, kompütorlar ya da ana cihaz tarafından planlanmıştır. Şimdi belirmiş olan bir kül tablası ile bir anahtar görüyor musun?

Senin kendi zamansız durumuna göre bu sana, zaman var anlamına gelir. Hemen şu anda, kendiliğinden, derhal, doğrudan olmuş gibi görünür. Fakat bu doğru değil. Bizim için o, yüzlerce ışık yılı önce planlanmıştı. Bir ufacık kül tablası için, sonra olabilecek herhangi bir şey, herhangi bir üçüncü cisim, ilgili olan doneler ile ortaya çıkan planı hasara uğratabilir.

teleportation-640x400