Ouroboros

Ouroboros, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan ya da ejderha şeklinde resmedilen sembol.

Kendini yaratmayı sembolize eden kuyruğunu yutmuş bir yılan şeklidir. Yunanca’daki οὐροϐóρος, Latince’deki uroborus kelimesinden gelir ve bu sözcüklerin sözlük anlamı “kuyruğunu öldüren”dir. Yanar, döner gökkuşağı mitleri ile benzerlik gösteren sembol “doğanın ebedi döngüsü” ‘nü ifade etmektedir.

Ouroboros sıklıkla öz düşünümlülüğü (işteşlik), ya da döngüselliği, özellikle de kendini sürekli yeniden yaratan anlamında, biter bitmez yeniden başlayan döngüler olarak algılanan şeyleri (örneğin anka kuşu) simgeler. Başlangıçtan beri şeyin içinde var olan ya da kendini yok edilemez kudreti veya tabiatıyla sürdüren ilkel birlik ve bütünlük ideasını simgeler. Ouroboros mitolojik ve dinsel sembolizmde önemli olmuş, aynı zamanda simya ile ilgili illüstrasyonlarda simyacının yapıtının döngüsel doğasını simgelediği şekilde de kullanılmıştır. Gnostisizm ve hermetisizm ile de ilişkilendirilmiştir.

Norveç mitolojisinde, yılan Jörmungandr olarak ortaya çıkıyor, Loki ve Angrboda’nın üç çocuğundan biri, o kadar büyüyor ki tüm dünyayı çevreleyebiliyor ve kuyruğunu dişleriyle kavrıyor. Ragnar Lodbrok, (Viking kahramanı) efsanelerinde (Ragnarssona þáttr) Geatish kralı Herraud kızı Þóra Town-Hart’a hediye olarak kanatsız bir ejderha veriyor. Daha sonra büyüyerek kızın kolunu çevreleyen ve kendi kuruğunu ısıran bir yılana dönüşüyor. Yılan daha sonra Dora ile evlenen Ragnar Lodbrok tarafından katlediliyor. Ragner’ın daha sonra Kraka adında bir kadından oğlu oluyor. Çocuk bir gözünde beyaz bir yılanın görüntüsüyle doğuyor. Yılan irisi çevreliyor ve kendini kuyruğundan ısırıyor ve çocuk Sigurd (Yılan Göz(ünde)) adını alıyor.

Simyada Ouroboros arındırıcı, saflaştırıcı bir büyüdür. İsviçreli psikolog Carl Jung Ouroboros’u bir arketip ve simyanın temel Bütünleyicisi (mandalası) olarak gördü. Jung aynı zamanda Ouroboros ile simyanın ilişkisini tanımladı.

Kendi geleneklerinde bireyleşme sürecinin doğası hakkında biz modernlerden daha çok bilgi sahibi olan simyacılar, bu paradoksu Ouroboros sembolüyle ifade ettiler, kendi kuyruğunuyiyen yılan. Ouroborosun sonsuzluk ya da bütünlük anlamı olduğu söylenirdi. Ouroboros’un çok eski bir resmedilişinde kendini yiyip bitirme ve sirküler bir prosese dönüştürme düşüncesi yatar, bundan dolayı en bilge(kurnaz) simyacılar için sanatın prima materia’sı insanın kendisiydi. Ouroboros karşıtın başka bir deyişle gölgenin entegrasyonunun ve asimilasyonunun dramatik bir sembolüydü, Bu geri besleme (feed-back) süreci aynı zamanda ölümsüzlüğünde sembolüydü, çünkü ouroboros kendini katleden ve hayata döndürendi, kendini dölleyen ve kendini doğurandı. Karşıtların çarpışmasıyla devamını sağlayan, bu nedenle de prima materia’nın sırrını oluşturan Bir’i simgeliyordu, bu da kuşkusuz insanın bilinçdışından (unconscious) geliyordu.

The Chrysopoeia of Cleopatra adlı 2. yüzyılda İskenderiye’ye dayanan erken simya metinlerindeki ünlü Ouroboros çizimi, “hen to pan” (bir her şeydir, bütündür) ifadesini içeriyordu. Siyah ve beyaz yarımları varoluşun gnostik ikiliğini temsil ediyordu.

Chrysopoeia Ouroboros of Cleopatra ouroboros’un en eski imgelerinden biri olup, simyacıların efsanevi eseri Filozof taşı’ (Philosopher’s Stone) yla ilişkilidir.

Her şeyin sonsuz birliğinin, simyacının kurtuluş ve özgürlüğü aradığı doğum ve ölüm döngüsünün sembolleri olarak ouroboros simyacı/fizikçi Sör Thomas Browne’a tanıdıktı. A letter to a friend adlı insan halleri üzerine zekice spekülasyonlar ve vakaların hikâyeleriyle dolu olan tıbbi incelemesinde şöyle yazmıştır: ilk gün sonu getirmelidir,yılanın kuyruğu tam olarak o anda ağzına geri dönmelidir ve onlar (kuyruk ve ağız)doğum günleri üzerinde sonuçlanmalıdırlar, buda gerçekten önemli bir tesadüftür.

Browne’un The garden of cyrus’unun sonuç bölümünde(1658) iki söylevin birliği ve sirküler doğanın sembolü olarak bahsi geçer: Her şey düzen ile başladı,öylede bitecektir, ve düzenleyicinin düzenine ve Cennet şehrinin gizemli matematiğine göre tekrar başlayacaktır.

Ouroboros olarak portre edilmiş Aztec tanrısı Quetzalcoatl. Bazı Hindu mitlerinde sırtlarında dünyayı taşıyan sekiz fili destekleyen kamplumbağa Kurma’yı sarmalayan yılan Adisesha’dan bahsetmektedir. Bununla beraber, yılan kendi kuyruğunu ısırmaz ,bunun yerine kendini, bazı edebi teorisyenlerin edimsel konuşma eylemi olarak adlandırdığı, bir uçtan bir uca olan olarak adlandırır.

Yılanlar birçok batı Afrika dininde kutsal hayvanlardır. Yarı tanrı Aidophedo kendi kuyruğunu ısıran yılan imgesini kullanır. Ouroboros Fon ve Dahomean ikonografisinde ve Yoruba betimlemesinde Oshunmare olarak görülür.

Quetzalcoatl Aztec ve Toltec kalıntılarında kendi kuyruğunu ısıran olarak porte edilmiştir.

Organik kimyacı August Kekulé rüyasında gördüğü bir Ouroboros şeklindeki halkanın, benzenin yapısının keşfinde ona ilham kaynağı olduğunu söylemektedir. Carl Jung’un dediği gibi, bu cryptomnesianın (başkasının fikrini kendi fikri gibi anımsama) bir örneği olabilir.

Kısa süreli Italian Regency of Carnaro (Carnaro Krallığı)’nın bayrağında Ouroboros vardı.Ouroboros Macar ve Roman uniteryen kliselerinin hotozlarına(tepelik) iliştirilmişti.

Henck van Dijck,’in heykelinde Crane untitled (1986) bir tüpün başlangıç ve bitiş noktaları bir musluğun giriş ve çıkışlarına bağlanarak, geri dönüşümü teşvik etmek amaçlı kullanılmıştır.

 


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/gizemlervebilinm/public_html/wp-includes/functions.php on line 4669

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/gizemlervebilinm/public_html/wp-content/plugins/mashsharer/includes/debug/classes/MashDebug.class.php on line 159