Marmara’yı İstila Eden Dev Köpekbalıkları

Denizlerde yaşadığı bilinen en büyük yırtıcı balık, ölüm makinesi, besin zincirinin en üstünde yer alan, dünyada en çok korkulan hayvan gibi tanımlamalar tek bir hayvan için yapılır: büyük beyaz köpekbalığı.

Büyük beyaz Sırt kısmı koyu gri, karın kısmı beyaz renkli olur. Bu renkler alttan bakıldığında yukarıdan gelen ışıkla, üstten bakıldığında zeminle uyumlu görünür. Bu uyum avlanma stratejisinde avantaj sağlar. Büyük beyaz köpekbalıklarının burunları konik, vücutları da torpil biçiminde olur ve bu yapı sayesinde suda çok hızlı hareket edebilirler.

Zamanlarının çoğunu derin sularda geçirirler. Beslenme amaçlı yüzeye geldikleri de olur. 1300 metre derinliğe kadar inebilirler. Genelde tüm balıkları besin olarak yiyebilirler. Ancak fok gibi büyük deniz memelileri ana besinlerini oluşturur. Ülkemiz dışında oldukça geniş bir yayılım alanına sahiptirler. Avustralya kıyıları başta olmak üzere, Hint Okyanusu, Güney Afrika, Kızıldeniz ve Amerika kıyılarında bulunurlar.

Sıcak ve ılık denizlerin 100 metrenin altındaki serin sularında genellikle tek başına yaşayan ’Büyük Beyaz’ köpekbalıklarının boyları 5 metreden 7 metreye değişiyor. Büyük beyazlar, balina, yunus, diğer köpek balığı türleri, deniz kunduzları, foklar, penguenler, tuna balığı en favori yiyeceklerinden. Avına alttan yaklaşarak öldürücü vuruşunu yaparken de avını ısırarak uzaklaşır. Avının kan kaybından ölmesini bekledikten sonra yer. Diğer köpek balıkları gibi çiğneme yeteneği yoktur. Avını parça parça kopartarak ya da tüm olarak yutar. Büyük beyaz köpek balığının yediği büyük bir av onu 1-2 ay idare edebilir.

Büyükbeyaz köpekbalığı hakkındaki haber, belgesel ve filmlerde geçen yerler genellikle tropik denizler, Avustralya’nın ve Amerika’nın okyanus kıyılarıdır. Bundan dolayı olsa gerek büyükbeyazın okyanus balığı olduğu, ülkemiz denizlerinde yaşamadığı sanılır. Ayrıca medyaya yansıyan köpekbalığı haberlerinde hemen hemen yakalanan her köpekbalığına “camgöz” denildiğinden ülkemizde camgöz dışında köpekbalığı türü yaşamadığı yanılgısına kolayca düşülebilir. Aslında ülkemiz denizlerinde 36 tane farklı tür köpekbalığı yaşıyor ve bunlardan yalnızca 7 tanesi camgöz türünden. Peki bu yırtıcının ülkemiz sularında da yaşadığını biliyor muydunuz?

Erken Cumhuriyet döneminin köpekbalıklarına yönelik tepkileri doğuran temel gelişme, ’’canavar” olarak nitelenen büyük köpekbalıklarının orkinos ya da torik sürülerini takiben Marmara’ya girmesiydi. Kuşkusuz bu nokta, o günlerde Marmara’daki balık çeşitliliği hakkında bir izlenim edinmeyi kolaylaştıracak niteliktedir.

Erken Cumhuriyet döneminde Marmara Denizi’nde kısa süre içinde ortaya çıkan, oldukça büyük kabul edilebilecek üç köpekbalığı, halkta ve balıkçılarda ilgi, şaşkınlık ve bunlar kadar korku da yaratmıştı.Bu olaylar etrafında yaşananlar, basın haberleri ve halkın tepkileri dolaylı ya da doğrudan devrin anlayışını sergilemekte, günümüzün doğal yaşamı koruma anlayışı/bilinci ve çevre hassasiyetine yönelik o dönemde bir eğilim/bilgi olup olmadığı ya da var ise derecesi hakkında ipuçları vermektedir.

2014 yılında Radikal gazetesi “Marmara’daki köpekbalıkları 100 yıldır biliniyor” başlığını atmıştı . Bu başlık daha çok Marmara Denizi’nin türleri için geçerli görünmekle birlikte bu coğrafyada görülen köpekbalıklarının, özellikle büyük olanlarının hikâyesi çok daha gerilere gitmektedir. Marmara Denizi’nde antik çağlarda yunus ve fok dışında yırtıcı balıklara pek rastlanmamakla birlikte Petrus Gyllius aracılığıyla İS 16. yüzyılın ilk yarısında İstanbul surlarına yakın bir yerde tutulmuş ve hiçbir balıkçının tanımadığı son derece büyük bir harharias cinsi köpekbalığmın (büyük beyaz köpekbalığının) görüldüğü kayıtlara geçmiştir. Böyle balıklara seyrek rastlandığından kıyıya çekilerek bir canavar gibi sergilenmeleri zamanla gelenekselleşmişti .  

Benzer görüntülerle ilerleyen tarihlerde de karşılaşılmaktadır. Bu çizgide önemli bir kayıt, 19. yüzyıl sonlarıyla tarihlendirilmektedir. 1881 yılının Şubat ayında Beylerbeyi kıyısında yaklaşık 4 metre uzunluğunda bir köpekbalığı karaya vurmuştu. Kasım ayında ise uzunluğu 4 metre 70 santim olan 1500 kilo ağırlığında bir büyük köpekbalığı Boğaziçi’nde yakalanmıştı . 1881’in Kasım ayında büyük beyaz, oltaya yakalanan hemen hemen 5 metrelik bir bireyle Boğaziçi’nde tekrar ortaya çıkmış. 1900’lerin başından 1970’lere kadar yayımlanmış olan bazı gazete ve dergilere şöyle bir göz attığımızda, Boğaziçi’nde ve İstanbul’un Marmara kıyılarında 30’dan fazla büyük beyazın özellikle orkinos oltacıları tarafından yakalandığına ilişkin kıyıda köşede kalmış haberler göze çarpar.

19. yüzyılın son çeyreği içinde yaşanan bu gelişmelerden sonra 1910’lu ve 1920’li yıllarda Marmara’da büyük köpekbalıklarıyla karşılaşmalar sürmüştü. 20. yüzyıl başlarında İstanbul Balıkhanesi’nin müdürlüğünü yapmış olan Karakin Deveciyan Efendi, 1331 (1915-1916) tarihli Balık ve Balıkçılık isimli, Türkiye’de alanında bir ilk olarak kabul edilen kitabında, “Dersaadet Balıkhanesi’ne gönderilen dört metre tul ve yüzotuzbeş santimetre arzında bir harharyasın karnından sekiz aded torik balığının” çıkarıldığını belirtmektedir. Deveciyan Efendi, 1910 Kasım’ında Balıkhane’deki görevine başladığından bu köpekbalığı 1910-1915 aralığında yakalanmış olmalıdır .

1916 yılında Salistra Dalyanı’na yaklaşık 7-8 metrelik bir köpekbalığı girmişti . Kafasından üç kurşunla öldürülen ve büyüklüğü nedeniyle mavnaya yüklenemeyen bu köpekbalığının sadece kafası 200 kilo gelmişti.” Marmara Denizinde köpekbalıkları, 1920’lerin hemen başlarında yeniden varlıklarını hissettirmişlerdi. Nitekim Deveciyan’ın tarihlendirmesiyle “1920 senesi Mayıs ayının on yedinci pazar günü”, Sedef Adası civarında kılıçbalığı avı sırasında 4 metre 65 santimlik bir köpekbalığı yakalanmıştı. Deveciyan’ın bu hayvanı bizzat kendisinin incelediği ve notlarını sakladığı anlaşılmaktadır. Onun kayıtlarına göre köpekbalığının “yan kanatları seksen santim boyunda olup sırt kanadı altmış santim yüksek idi. Pek geniş olan başının alt tarafında açılan ağzının alt ve üst çenelerinde ikişer sıra ve her sırada yirmi bir tane hançere müşabih müselles dişleri vardı”. Öte yandan Balıkhane’de 500 kiloyu aşan tartı olmadığından balık tartılamamış fakat ağırlığı 1200- 1500 kilo olarak tahmin edilmişti . Deveciyan tarafından harharias cinsi olduğu aktarılan köpekbalığı, ücret karşılığında haftalarca İstanbul Balıkhanesi’nde teşhir edilmişti.

Yirminci yüzyılın başından son çeyreğine kadar olan süreçte İstanbul’da tam 37 tane büyük beyaz –ya da eskilerin deyişiyle “canavar harharyas”– Boğaz’ı mesken tutan orkinos oltacıları tarafından benzer şekilde yakalanmış: Zokayı yutan yüzlerce kiloluk orkinostan ağız dolusu bir parça koparmak için saldıran canavarın kendisi de oltaya takılınca, balıkçı oltasını, büyük beyazsa canını kurtarmak için kıyasıya bir mücadeleye girişiyor. Oltadan kurtulamayan cansız büyük beyaz kıyıya çıkarılıyor ve ganimet olarak İstanbul sokaklarında sergileniyor. Deliye dönmüş olan büyük beyazlardan bazıları o curcunada can havliyle oltacı kayıklarına bile saldırırlar.

Marmara’da Lodos mu Köpekbalığı Fırtınası mı?

1920’li yılların ortalarında Marmara Denizi, 1881 yılında olduğu gibi ama bu kez daha yoğun hatta belki de önceki dönemlerle karşılaştırıldığında adeta bir köpekbalığı akınına sahne olmuş, 1926’nın Ocak ve Şubat aylarında yine azımsanmayacak büyüklükteki köpekbalıkları Marmara Denizi’nde görünmüştü. Yılın ilk günlerinde muhtemelen 21 Ocak’ta Büyükada’da iskeleye yakın bir mevkide balıkçılar beş metreden fazla uzunluğa sahip bir tonu aşkın (1000 okka olarak kaydedilmişti) ve bir metre genişliğinde Cumhuriyet‘teki ifadeyle bir “deniz canavarı” yakalanmıştı . İkdam‘ın bu balıktan bahsedilen Şubat başlarındaki haberine göre “bin kilo sıkletinde olduğu görülen” ve o döneme “kadar denizlerimizde ve bilhassa İstanbul limanında canavar balığına tesadüf edildiği görülmemişti”. 

Balık, Büyükada’da Maden tarafından Münif Paşazade Faik Bey’in dalyanına düşmüştü. İlk ağı parçaladıktan ve ikinci ağa çarptıktan sonra üçüncü ağa takılmıştı. Balıkçılar ağı sudan çıkarmayarak iskeleye kadar sürüklemişler, orada balığı zıpkın ve baltalarla öldürmüşlerdi. Büyüklüğünden dolayı sahile Cumhuriyet’teki ifadeyle “ancak kısm-ı ulyası çıkarılabilmiş”ti (yani üst kısmı, gövdenin baş tarafı). Balığın baş kısmının 200 okka ağırlığında olduğu tahminlerine yer verilen haberde, hayvanın akşama kadar deniz kenarında kaldığı ve ancak akşamüstü bir motora bağlanarak balıkhaneye götürüldüğü anlatılmıştı. İlerleyen günlerde gazetelerde çıkan haberlerden, bu büyük köpekbalığının 36 lira karşılığında satılarak Yunanistan’a gönderildiği izlenebilmektedir. Öte yandan balıkçılar, o tarihe kadar Marmara ve Karadeniz’de bu derece büyük bir balığa rastlamadıklarını dile getirirken yakın zamanda yaşanan fırtınalar nedeniyle Marmara’ya sürüklendiği yorumlarıyla yaşananları açıklamaya çalışmışlardı.

Cumhuriyet ve İkdam gibi günlük gazetelerin birinci sayfa haberlerine göre 1 Şubat 1926 tarihinde bu kez daha da büyük bir köpekbalığı yakalanmıştı. 2 Şubat tarihli İkdam‘da 40 balıkçı tarafından sahile çıkarılabilen balığın büyüklüğü, “şehrimizde misli görülmemiş bir köpek balığı” manşetiyle tanımlanmaya çalışılmış ve bir öncekinin “iki misli sıkletinde” olduğu belirtilmişti. Gazetede köpekbalığının Adalar civarında yakalandığı kaydedilmişti. Ayrıca Adalar’daki balıkçıların civar sularda köpekbalıklarının dolaştığını hissettiklerinden bu durumu gözeterek geceden ağlarını attıkları, sabah saatlerinde ağlarda bir karışıklık gördükleri ve köpekbalığının ağlara takıldığını anladıkları yazılmıştı. Köpekbalığı, ada ığrıpçılarından Hocazade Yakup Efendi’nin ığrıp alamanacıları ağına düşmüş ve ağları parçalamıştı. Gazetedeki anlatımla balıkçılar tabanca, zıpkın ve baltayla hayvanı yaralamışlar, parçalanmış ağlarla sahile çekmişlerdi. Balıkhaneye nakil işlemi, gelen motora yüklenemediğinden sorun olmuş, balık ancak çekilerek götürülebilmişti. “Adeta bir kuyu ağzının açıklığı kadar geniş olan karnı kısmen açılmış” ve içinden yaklaşık 350 kiloluk bir orkinos, bir yunus iskeleti ile birçok torik çıkmıştı.

 

Cumhuriyet‘teki biraz daha farklı aktarıma göre köpekbalığı Beykoz’da balık ağlarının içine düşmüş, kurtulmak için çabalarken ağları yırtmış ve yaralanarak ölmüştü. Ölü köpekbalığının su yüzeyine çıkması üzerine polis ve Balıkhane telefonla durumdan haberdar edilmiş, ardından balık, Beykoz’a gönderilen bir motorla balıkhaneye taşınmıştı. Gazetedeki haberde balığın büyüklüğünden dolayı onu tartabilecek kantar bulunamadığının altı çizilmişti. Balıkçılarla hayvanı görmeye gelenlerin ilk tahminleri, köpekbalığının 4 ton civarında olduğu doğrultusundaydı . Cumhuriyet‘in 4 Şubat tarihli sayısında balık hakkındaki yazıya “Ada açıklarında tutulan balığın” ifadeleriyle giriş yapılarak Beykoz’da yakalandığı bilgisi Adalar olarak düzeltilecekti. 

 

Köpekbalığını yakalayan Yakup Kaptan ile Kalkavanzade İbrahim Kaptan, İkdam muhabirine açıklama yapmıştı. Balıkçılar, Emval-i Metruke’nin volilerini kiraladıklarını, ağlarına giren torikleri köpekbalıklarından korumak için yedek ağlar kurduklarını, birkaç gün önce (“geçen gün” diye ifade edilmişti) büyükçe bir köpekbalığının bu ağlara takıldığını gazetenin muhabirine anlatmışlardı. Sabaha kadar boğuştuğu ağları parçalayan köpekbalığı sonunda boğularak su yüzeyine vurmuştu. “Fakat biz canavarı bu kadar büyük tahmin edemiyorduk” diyen Yakup Efendi, getirttikleri motorla hayvanı yüzdürerek Galata Köprüsü’nün gözünden geçirdikten sonra Balıkhaneye ulaştırdıklarını belirtmişti. Ayrıca “Şimdiye kadar içimizde Karadeniz’de, Marmara’da, Rusya sahillerinde büyük balıkçılıklar yapmış adamlar vardır, bu derece müthiş ve kuvvetli bir köpek balığı görülmemiştir. Balığın tutulması bizim bin beş yüz liralık ihtiyat ağlarımızın parçalanmasına mal olmuştur” cümleleriyle hayvanın büyüklüğünü karşılaştırırken yakalanmasının bedeline de değinmişti.

Gazetenin manşetinde kırk balıkçının balığı sudan çıkardığından bahsedilirken, haberin içinde bu işi kırkı aşan sayıda balıkçının yaptığı, önce hayvanı güçlükle iskeleye sonra da Balıkhane’nin alt katına taşıdıkları yazılmıştı. Bu arada büyük bir köpekbalığının yakalandığı haberi yayılınca görmek isteyen binlerce kişi adeta Balıkhane’ye hücum etmişti. Böyle bir atmosfer içinde balığın karnında insan iskeleti, üç çift çizme ve fes bulunduğu gibi asılsız söylentiler etrafa yayılmıştı .

İkdam‘da balığın camgöz türüne girdiği ve tahminen 5 metre uzunluğunda, 1,5 metre genişliğinde olduğu aktarılmıştı. Yüzgeçleri, gazetedeki anlatımla, “yanaklarındaki kanatları bir metre uzunluğunda” idi ve alt dişleri çift sıra, üst dişleri ise tek sıraydı. Dişlerin uzunluğu bir parmak kadardı. Ağız açıklığı bir arşından fazla idi yani 68 santimi aşmaktaydı. Gazetenin haberine göre kaç kilo çektiği bilinmemekle birlikte ilk aşamada yaklaşık 2000 kilo olarak tahmin edilmişti . 3 Şubat baskısında yine tahmin yürütülerek 3000 kilo olduğu yazılmış, 14 Şubat tarihli sayıda ise balığın ağırlığı yaklaşık 5000 kilo olarak verilmişti. Cumhuriyet’in 3 Şubat baskısında yani henüz köpekbalığının yakalandığı ilk günlerde 5000 kilo kadar olduğu ve o güne kadar emsalinin İstanbul’da görülmediği ileri sürülmüştü.

İstanbul’da Köpekbalığı Eğlencesi

Yakup Efendi, ağlarına düşen balığı Tayyare Cemiyeti’ne hediye etmişti. Cumhuriyet‘teki ifadelerle “alelacaib deniz canavarı[nın]” ufak bir ücret karşılığında “Tayyare Cemiyeti tarafından Taksim Stadyumu’nda halka teşhir” edilmesine karar verilmişti. Nitekim cemiyetin İstanbul Merkez Şubesi’nden Sadi Bey, balığın “asker ve çocuk beş guruş, başıbozuk on guruş mukabilinde” sergileneceğini basına açıklamıştı. Bunun üzerine 2 Şubat’ta yirmiyi aşkın hamalın büyük çabasına bağlı olarak köpekbalığı bir arabaya yüklenerek üstü örtülmüştü. Gayet büyük ve dört mandanın çektiği bu araba aracılığıyla hayvan ağır ağır Şişhane, Tepebaşı ve Beyoğlu üzerinden stadyuma taşınmıştı. Bu taşınma sırasında balığı görmek isteyenler yüzünden “köprü üzeri adeta geçilmez bir hale gelmiş idi”. Hayvan İstanbul halkının izdiham yaratmasına yol açacak derecede ilgi çekmiş, ayrıca halk üzerinde şaşırtıcı bir etki bırakmıştı.

Tayyare Cemiyeti, hediye edilen köpekbalığını 3 Şubat’tan itibaren meraklılarına sergilemeye başlamıştı. Bir günlük hasılatın yaklaşık 200 lirayı bulduğu gazetelere haber olmuştu. Öte yandan balık üç günlük sürede çürümeye başlayınca stadyumda balığın büyüklüğü oranında bir havuz açılmış ve baytar gibi çeşitli uzmanlardan oluşan ekipler ilaçlama yaparak balık üstünde mumyalama çalışması yürütmüştü. 

Bu büyük köpekbalığının -muhtemelen büyük beyaz köpekbalığının— halk üzerindeki etkisinin uzun süre hissedildiği görülmektedir. Nitekim Eser Tutel, “Özlemin Tadı Başkadır” adını taşıyan kendisine ayrılmış sütunlardaki “Taksim’de Kışladan Bozma Bir Top Sahası Vardı” başlıklı yazısında dönemin basınında çıkan köpekbalığı hakkındaki haberleri de doğrulayacak şekilde şu anlatıya yer vermişti: “Son olarak, dev bir köpekbalığı bile burada görücüye çıkartılmış!, nasılsa 6-7 m. uzunluğunda koskoca bir köpekbalığı yakalayan balıkçıların bu deniz canavarını getirip günlerce bu stadın ortasında halka teşhir ettiklerini anlatırdı. Sonunda bu korkunç balık azmanı, açıkta durmaktan kokmaya başlamış da, balıkçılar çaresiz onu apar topar alıp götürmek zorunda kalmışlar.”

Ancak ikinci ve bu çok büyük köpekbalığından sonra görülen o ki, Marmara’ya köpekbalığı akını durmamıştı. İkdam’daki açıklamaya göre Adalar civarı bölgenin en derin mevkiini oluşturmaktaydı ve burası 1926 başları itibariyle köpekbalıklarının çok sık görüldükleri bir alan olmuştu. Gazetenin 14 Şubat tarihli sayısında evvelki gece olarak ifade edilen, Cumhuriyet’’teki tarihlendirmeye göre ise 11 Şubat 1926’da 1500 kilo olduğu tahmin edilen, 4 metre uzunluğunda üçüncü bir köpekbalığı Kiryako adlı adalı bir balıkçı tarafından yakalanmıştı. Yine Cumhuriyef’in tasviriyle yalnız bir kanadı 1 metre olan ve başında 5 kat nefeslik bulunan köpekbalığı, 13 Şubat sabahı balıkhaneye getirilmişti. Balık -bir önceki daha büyük olmasına rağmen 40 kişilik taşıyıcı gruptan bahsedilirken- ancak 50-60 kişinin çabasıyla karaya çıkarılabilmişti. Ocak sonlarında yakalanan ilk köpekbalığıyla karşılaştırıldığında bu üçüncü balık daha büyüktü. Gazete haberlerine göre meraklılarının izdihamı nedeniyle Balıkhane Müdürü, balığı saklı bir yere koymak zorunda kalmıştı.

Aynı gün öğle vakti balıkhaneye gelen 20-25 yaşlarında genç bir balıkçı olan Kiryako, Cumhuriyet‘in muhabiriyle röportaj yapmıştı. Açıklamalarına göre ilk büyük köpekbalığı yakalandıktan sonra böyle bir balık yakalama hevesine kapılmış ve bir hafta kadar denizde peşlerinden koşmuştu. Nihayet 11 Şubat Perşembe günü iki tayfasıyla birlikte Sedef Adası açıklarında 200 kulaç (aşağı yukarı 400 metre) uzunluğunda ve yaklaşık bir parmak kalınlığındaki orkinos oltası  ile saat 13’te köpekbalığını yakalamıştı. Köpekbalığıyla mücadele ederek Sedef Adası ile Büyükada açıklarına gelmişti. Daha sonra balık onları Büyükada’nın Aya Nikola sahilindeki kayalıklara sürüklemişti. Sahildeki 10 kadar temizlik işçisinin yardımıyla kayalıklara sıkışan balığı oradan çıkartarak yakalamışlardı. Böylece 7 saatlik mücadele sonra ermişti. Kiryako, sahile geldiğinde Yuda adlı bir Museviye balığı 24 liraya satmıştı. 

Cumhuriyet‘teki ilk aktarıma göre köpekbalığı 14 Şubat’ta müzayedeye çıkarılacaktı. Fakat gazetenin 16 Şubat baskısında yakalanan üçüncü köpekbalığının da Tayyare Cemiyeti yararına sergileneceğine yer verilmişti. Taksim’de sergilenen büyük köpekbalığının Kadıköy ve Üsküdar halkı tarafından görülmemiş olması nedeniyle yaklaşık 1500 kiloluk en son avlanan üçüncü köpekbalığının Kadıköy’de teşhiri kararlaştırılmıştı. 20 Şubat tarihli Resimli Gazete‘nin sayfalarına 30 santimlik bir olta iğnesiyle yakalanan bu balığın resmi taşınırken o zamana kadar yakalanan en büyük köpekbalığının boyunun 4,5 metre olduğu, ağırlığının ise 1500 okkayı aştığı yönünde bir bilgi verilmişti. 25 Şubat tarihinde Resimli Gazete‘de yayımlanan resme benzer bir fotoğraf Resimli Perşenbe‘de yayımlanmıştı. Şu farkla ki Resimli Perşenbe‘de bu köpekbalığı “Tayyare Cemiyeti menfaatine teşhir edilen 1500 okkalık balık” olarak tanıtılmıştı. Belirtmek gerekir ki Ocak-Şubat 1926 tarihlerinde Türk basınında çıkan yakalanmış köpekbalıklarıyla ilgili resimlerde birkaç tanesi hariç bırakılırsa azımsanmayacak benzerlikler söz konusudur; ancak yine de kesin bir şey söylemek güçtür. 

Fırtına Sonrası Köpekbalıkları

Cumhuriyet’in muhabiri balıkçılarla ve ilgilileriyle görüşmeler yaparak konuyu irdelemişti. İstanbul balıkçılarının 18 senedir bu balıkları görmedikleri yönündeki açıklamaları gazetedeki incelemeye yansıtılırken kısa sürede üç köpekbalığının avlanması olağanüstü bir gelişme olarak yorumlanmıştı. Ayrıca Büyükada ile Sedef Adası açıklarında torik avlandığına ve büyük köpekbalıklarının da bu balıklarla beslenmelerinden dolayı “torik vebası” olarak adlandırdıklarına dikkat çekilmişti. Bu arada kamuoyunu telaşlandıran köpekbalığı görüntüleri, o sene hüküm süren lodos fırtınalarıyla ilişkilendirilmişti. Sadullah Ayaşlı da 1937 tarihli eserinde köpekbalıklarını tanıtırken 1925 yılının lodos fırtınalarıyla Marmara’da ortaya çıkan balıklar arasında ilişki kurmuştu. Nitekim eserinde “1925 senesinin şiddetli lodos fırtınaları bu balıklardan birkaçını Boğaz’ın Marmara methaline kadar atmıştı. Gayet muzır olan bu canavarlar birçok ziyanlara sebebiyet verdiklerinden dolayı balıkçılar tarafından bin müşkilat ile itlaf edilebilmişlerdi” diye yazmıştı.

Öte yandan çok kısa süre içinde üç büyük köpekbalığının yakalanması, kamuoyunda şaşkınlık ve korku yaratmıştı. Cumhuriyet‘teki yorum, “sahillerinde aşk, zevk ve eğlence ilahelerinin terennüm ettiği tahayyül edilen Büyükada açıkları[nın]” beklenmeyen misafirlere yuva olduğu ve bu gelişmenin öncelikle burada her sene yaz aylarında deniz banyosu yapma alışkanlığı olan ada sakinleri üzerinde bariz bir korku yarattığı şeklindeydi. Nitekim ada denizcilerinden biri Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada “ada açıklarında görülen canavarlar tamamiyle imha edilmeden evvel Büyükada’nın ‘mavi ve berrak’ sularının kendisine ‘sim siyah’ göründüğünü ve torik düşmanı olan bu balığın bir hamlede karnına gitmek tehlikesine katlanacak bir adalının mevcudiyetini tasavvur edemediğini” söylemişti. Yine Cumhuriyet‘te rastlanan ilginç bir söylem, “yaza kadar cesur balıkçılarımızın bu deniz canavarlarının hakkından gelmesi” temennisi hakkındaydı.

Bir yandan Marmara balıklarını lezzetli buldukları alaycı bir üslupla aktarılırken aynı zamanda denizaltılardaki telsiz telgraf aracılığıyla kurulan iletişimin köpekbalıkları arasında sağlanıyor olması halinde bunun bir felakete yol açacağı, bütün köpekbalıklarının Marmara’ya toplanabileceği olasılığı vurgulanmıştı. En önemlisi, hissedilen kaygı “Adalarda, Florya’da, Moda’da, Kalamış’ta, Fener’de, Bostancı sahillerinde, Boğaziçi’nde deniz banyoları yapan insanlara saldırırlarsa halimiz nice olur” ifadeleriyle yarı şaka yarı ciddi bir üslupla ortaya koyulmaya çalışılmıştı.

16 Şubat tarihli Cumhuriyet‘te ise bu kez daha ciddi ve karşılaştırmalı bir yazıyla köpekbalıkları meselesi ele alınmıştı. Kısa süre içinde yakalanan köpekbalıklarının Adalar halkı üzerinde zannedildiğinden çok daha fazla etki yaptığı, köpekbalığı avının gündemi belirlediği ve çeşitli söylentilerin ağırlık kazandığı üzerinde durulmuştu. Özellikle bu dedikoduların Adalar halkının korku ve endişelerini şiddetlendirdiğinin, bu doğrultuda 100’ü aşan sayıda köpekbalığından bahsedilmeye başlandığının altı çizilmişti. Aynı yazıda ilk aşamada köpekbalıklarının Marmara’ya fırtınaların etkisiyle geldiklerinin düşünüldüğü, fakat büyük balık avlamakla geçimini sağlayan ve daima tehlikeler karşısında bulunan Türk balıkçılarının bu iddiaları kabul etmedikleri hatırlatılmıştı. Balıkçılar, köpekbalıklarının tarihi İstanbul sahillerinin en eski misafirleri olduğu kanaatindeydiler. Gazetedeki aktarıma göre köpekbalıklarının ağlara takılmaya başlamasından itibaren balıkçılar kendi şartları içinde incelemeler yapmışlardı.

Onlar köpekbalıklarının dış denizlerden gelmediğini, özellikle Bostancı’da Hayri Paşa Köşkü’nün bulunduğu mevki hizasında sahil boyunca kayalıklarda yuva yaptıklarını düşünmekteydiler. Bu değerlendirmelerini Adalar Liman İdaresi’ne bildirmişler ve köpekbalıklarının imha edilmesi için dinamit kullanılmasına izin verilmesini istemişlerdi. Balıkçıların açıklamalarına göre Bostancı sahillerinde türeyen köpekbalıklarının sayısı 50’yi aşkındı. Cumhuriyet‘te bu değerlendirmelerin doğruluğunun bilinmediği ancak halkın kaygılarının kesin olduğu belirtilmişti. O günlerde köpekbalıklarına karşı alınacak tedbirler İkdam‘a da yansımıştı. Gazetede, köpekbalıklarının diğer balıkları göç ettireceği korkusunun balıkçılar arasında yaşandığı vurgulanmıştı. Bu bağlamda palamutların içine dinamit yerleştirilmesinin ve böylece köpekbalığı tehlikesinin bertaraf edilmesinin düşünüldüğü yönünde bir istihbarata ulaşıldığı da nakledilmişti.

Türkiye’deki Köpekbalığı Saldırıları

Ülkemizde 100 yıl içinde kayda geçen 18 köpekbalığı saldırısı var. Bunların bir kaçına beraber göz atalım. 

Kayıtlara geçen ilk büyük beyaz saldırısı  1930’larda Küçüksu Kasrı açıklarında gerçekleşir. İngiliz Başkonsolosluğu mensubu iki kişi küçük sandallarıyla orkinos avlarken büyük beyaz ortaya çıkar ve sandalı devirir.  İki kişiden bir daha haber alınamaz. Ayrıca 2 milli yüzücümüzün de 1950 ler de körfezde parçalanmış cesedlerinin bulunduğu ve bunun da büyük bir köpekbalığının işi olduğu söylenir.

1967 yılında, İstanbul Tuzla’da zıpkınla balık avlayan Dr. Güngör Güven daldığı sırada bölgede bulunan dev bir beyaz köpekbalığı tarafından saldırıya uğrar. Aralarında Rahmi Koç’un da olduğu bir grup dalgıç yaptığı aramalarda, Dr. Güven’in yalnızca eli ve parçalanmış dalış malzemelerini bulunur. Köpek balığı iri yelesiyle Tuzla sahilinde de dolaşıp çevreye korku salmaya devam eder. Üzerine boşaltılan 1 şarjör tabanca mermisini de iplemeden uzaklaşır gider. 

1970 yılında ise Antalya Konyaaltı Plajı’nda yaşanan olayda Deniz Kuvvetleri’ne ait bir gemiden denize atlayan bir er saldırıya uğrar. Deniz kıyısında bulunan şehir mezbahasından gelen kanın kokusundan dolayı kıyıya yaklaşan köpekbalıkları erin çeşitli yerlerinden parçalar koparır.Bu olayların failinin Jaws filminde yakından tanıdığımız büyük beyaz olduğu düşünülüyor. 

1983’te İzmit Dilova’sında zıpkınla avlanan bir avukat “büyük  beyaz köpekbalığı” tarafından saldırıya uğradığını beyan etmiştir.

Türkiye’nin ilk balık adamlarından olan Doktor Zareh Magar’ da İstanbul’a yaklaşık 25 km mesafede olan Sivriada’da tüple zıpkın balıkçılığı yaparken bir büyük beyazın saldırınsa uğramış ve denizin keskin dişlerine yem olmaktan kılpayı kurtulmuştur.

Yakın Dönemde Ortaya Çıkan Beyaz Köpekbalığı Haberleri

09.2011 tarihli başka haberde Ülkemiz karasularında soylarının tükendiği sanılırken Edremit Körfezi’nde balıkçıların ağlarına takılan büyük beyaz köpekbalıklarından biriyle karşılaştığını söyleyen bir dalgıç sahil güvenlik komutanlığına başvurdu. Koruma altında üremeleri sağlanan kum köpekbalıklarının yaşadığı Marmaris Boncuk Koyu yakınlarında büyük beyazla karşılaştığını söyleyen Emre Geç’in tarifi üzerine uzmanlar soyunun tükenmemesinin sevindirici olduğuna işaret ederken, insanlar için tehlike oluşturmayacağını vurguladı.

Ekim 2011’de Altınoluk açıklarında avlanan balıkçıların ağına, iki ay önce yavru köpekbalığı takıldı. Balıkçılar, yakaladıkları, 85 santimetre uzunluğunda, 12 kilogram ağırlığındaki yavru köpek balığını Altınoluk Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Halil Ataç’a gösterdi. Bunun üzerine Ataç, yavru köpekbalığının fotoğraflarını çekip İstanbul’da yaşayan Deniz Biyoloğu Hakan Kabasakal’a gönderdi. Daha önce bu bölgede yaptığı incelemelerle tanınan Kabasakal, yavru köpek balığının ’Büyük beyaz’ cinsi olduğunu ve türünün koruma altında olduğunu bildirdi. Kabasakal, büyük beyazın, köpekbalıkları arasında en yırtıcı tür olduğunu da belirtti.Altınoluk Beldesi açıklarında, yaz sezonu boyunca aynı türde 6 yavru köpekbalığının daha yakalanmış olması, çoğalarak bölgede tehlikeye yol açabilecekleri korkusuna neden oldu. Edremit’te yaşayan amatör balıkçı Emrah Erdoğan, “Yakalanan yavruların küçük olması, onların doğumunu sağlayan büyük balıkların da bu bölgede yaşadığının göstergesi. Umarız bölgede gereğinden fazla üreyip, tehlikeye yol açmazlar” diyerek, endişesini dile getirdi. Daha sonra yakalanan yavru köpekbalıkları gerekli incelemenin ardından doğal ortamına salınır.

Büyük beyaz köpek balıklarının süveş kanalının açılması ve bu kanal yoluyla Akdeniz e gelen gemilerden atılan çöpleri takip ederek Akdenize oradan da Marmara denizine filan girdiği zannedilmekte. Eldeki veriler, büyükbeyaz köpekbalıklarının ülkemiz kıyılarına düzenli gelip gelmedikleri ya da devamlı kalıp kalmadıkları yönünde yeterli bilgi vermiyor. Bununla birlikte düzenli olarak yeni doğmuş yavru ya da genç birey yakalanıyor. Bunlara ek olarak son 20 yıllık dönemde orkinos çiftliklerinin sayısının artmasının yeni dağılımda rol oynayıp oynamadığı da bilinmiyor. Aşırı avcılık başta olmak üzere çok sayıdaki insan aktiviteleri büyükbeyaz köpekbalıklarının soylarının tehlike altına girmesine neden olmuş. Bundan dolayı da Türkiye’de ve tüm dünyada Dünya Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından koruma altına alınmış.

Büyük beyazların sularımızdaki tarihsel varlığını ve güncel durumunu belirlemek için İhtiyoloji Araştırmaları Topluluğu (İAT) 2000 yılından bu yana hummalı bir çalışma yürütüyor. Büyük beyazın yanı sıra sularımızda yaşayan diğer köpekbalığı türlerine dair ele geçen tüm bilgilerin saklandığı İAT arşivinde bizim büyük beyazlara ait 54 kayıt mevcut. Bu kayıtlar içinde en yakın tarihli olanı ise 19 Eylül 2014 tarihinde Foça’da ıstakoz ağına takılarak yakalanmış olan 2 metre boyundaki genç bir bireye ait. İAT tarafından yürütülen araştırmanın satır aralarına baktığımızda, büyük beyazların 38 bireyle en fazla (%70,3) Marmara Denizi’nde yakalandıkları veya görüldükleri, bunu 14 bireyle (%25,9) Ege Denizi’nin ve 2 bireyle (%3,7) Doğu Akdeniz’in izlediği göze çarpıyor. Ancak büyük beyaz köpekbalığının Marmara kayıtları tamamen geçmiş kayıtları içeriyor ve Marmara sularında doğrulanmış en son gözlem tarihi olan 1985’ten beri güncel kayıt bulunmuyor. Başka bir deyişle Marmara’da artık büyük beyaz yaşamıyor görünüşe göre. Ancak sakın hemen rehavete kapılmayın; büyük beyaz Marmara’yı terk etmiş olsa da tekrar geri dönmesi an meselesi.

https://www.youtube.com/watch?v=WwII-0fKLU8

KAYNAKÇALAR:

Kaynakça:
Sualtı Dünyası
http://www.tuzlaolay.com/m/?id=7219
Sadullah Ayaşlı “Boğaziçi Balıkları (1937)
Eminalp Malkoç
http://m.bianet.org/bianet/tarih/196388-erken-cumhuriyet-doneminden-bir-kopekbaligi-hikayesi
http://derintakip.blogspot.com/2009/02/yoksa-marmarada-kopekbaligi-saldirisi.html
Eminalp Malkoç, “Reading Turşucu Cemal Affair within the Context of the Period”, International Journal of Turcologia
Murat Arslan, İstanbul ‘un Antikçağ Tarihi. Klasik ve Hellenistik Dönemler (İstanbul: Odin Yayıncılık, 2010)
Deveciyan, Balık ve Balıkçılık, s.168-169
Karakin Devecioğlu, “Köpek Balıkları-2”, Balıkçı, S. n-12/Nisan-Mayıs 1945,
Büyükada’da tutulan cesim bir balık”, Cumhuriyet, 23 Kânunusani/Ocak 1926,
“Şehrimizde misli görülmemiş bir köpek balığı”, İkdam, 2 Şubat 1926,
“Dört ton sıkletinde bir balık yakalandı”, Cumhuriyet, 2 Şubat 1926,
“Teşhir edilen balık”, Cumhuriyet, 4 Şubat 1926, no. 627
“Deniz canavarları”, Cumhuriyet, 16 Şubat 1926,
Eser Tutel, “Özlemin Tadı Başkadır,a