Ölüler Şehri Dargavs

Dargavs Rusya’da Gizeldon Nehri üzerinde bulunan , Kuzey Osetya’da-Alania Prigorodny Bölgesi’nde bir yerleşim birimidir.

Dargavs köyünün dışında, “Ölülerin Şehri” olarak adlandırılan bir nekropol bulunmakta. 99 değişik türbe ve kriptlerden oluşan bu mezarlıkta, arkeologlar mezarların 16. Ve 14. Yy ait olduklarını söylese de bazı eski mezarların 12. yüzyıla kadar uzandığını söylüyorlar. Kriptlerin 30 tanesi zengin ailelere ait olduğu söylenilen yerüstü mezarı, 65 tanesi ise yoksul ailelere ait olan yeraltı mezarlarıdır. Açık sarı sıva ile kaplanmış olan bu mezarlar, renkleriyle güneşi hatırlatırlar.

Osetlilerin ataları bu mezarlığı beş dağın sırtına yerleştirdi, nekropol, ulaşılması zor bir yerde çünkü o zamanlar araziler çok pahalı olduğundan mezarlıklarını nispeten kullanılamaz bir araziye koymak zorunda kaldılar.

Mezarların bulunduğu çimenli tepe küçük beyaz binalarla çevrilidir. Bu beyaz, ev benzeri yapılar, taş mezarlardır ve nekropolün yamaçlarında çok organize bir şekilde yükselir. Tüm kompleksin arkasında, üst kısmı tahrip olmuş bir saat kulesi var. Kulenin dinlenenlerin ruhlarını izlemek için oraya yerleştirildiği söylenir. Mezarlar adım adım içeriye doğru kıvrımlı çatılar ve Nakh mimarisinin tipik tepelerindeki sivri tepelerden oluşan kulübe şeklindedir.

Daha büyük mezarlardan bazıları 2 ila 4 kat arasındadır ve daha küçüklerin önünde düz yanlar vardır; bazılarının hiç çatısı yoktur. Daha büyük payandaların iç kısmında çatıyı tutan bir piramidal kasık tonoz kompleksi vardır. Duvarlar taş bloklardan yapılmıştır ve harçlıdır ve içine ceset koymak için tasarlanmış kare, pencere benzeri açıklıklara sahiptir.

Ölüler Kenti’ndeki yerüstü kabirleri yarı işlenmiş büyük taşlardan yapılmıştır. Kademeli piramit şeklindeki çatıları ise gökyüzüne doğru uzanır. Yerüstü mezarları iki, üç bazen de dört gömme (cenaze) katına ayrılır. Katlar ortalama 1,20-1,30 metre yüksekliğindedir. Her katın kendine ait bir geçidi vardır. Mezar geçitlerinde ağaçtan sürmeli, taştan ve ağaçtan yapılmış kapılar kullanılmıştır. Sürmeli kapıların ardında ise ölüler defnedilmiştir.

Vadide yaşayanlar, sevdiklerini kıyafetleri ve diğer eşyalarıyla birlikte gömmüşler. Her ailenin bir mahremiyeti vardı ve mezar ne kadar uzun olursa, içinde gömülü olan insan sayısı o kadar fazladır. Bazıları yeraltı odalarına sahipken, bazıları sahip oldukları aile nesillerine bağlı olarak iki ve hatta üç katlıdır. Ailesi olmayan veya köyün dışından gelenler için kullanılan ortak mezarlar da bulunmaktadır.

Osetler ruhların ölümsüzlüğüne inanıyorlar ve ölünün yaşayan yakınları ile acı ve tatlı günlerde beraber olduğunu düşünüyorlardı. Onunla bağlantılarını koparmamak, onu unutmak istemedikleri için, kendilerine daha yakın olan yerüstü kabirlerini yapmayı tercih ediyorlar. Araştırmacı V.F.Miller de Osetler’de yerüstü mezarlarına defnedilme adetinin çok eskilere dayandığını belirtir. Ölü yakınlarının kendi ölülerinin onları kötülüklerden koruduğuna, kendilerine yardım ettiğine inandıklarını, onlara verdiği değer ölçüsünde evlerine bolluk, bereket geleceğini düşündüklerini söylemektedir.

Ölülerin bir kısmı battaniyeye sarılmış halde, bir kısmı da özel olarak hazırlanmış giysilerle mezarlara konulmuş. Ölülerin çeneleri ve kafaları bantlarla sarılarak, sadece ağız ve göz kısmı açıkta bırakılırdı. Bugün de Ölüm Evleri’nde kumaş parçalarına, giysi kalıntılarına ve tümü elde yapılmış olan çeşitli ev eşyalarına rastlamak mümkündür. Bu eşyalar içerisinde bulunan, altın ve gümüşten takılar ile çeşitli süs eşyaları da bulunmaktadır. Mezarların lanetinden korkulduğu için çoğu takı ve eşyalar hala yerlerinde bulunmaktadır.

Ölülerin cenaze alayı da oldukça ilginçtir. Adete göre gerekli işlem yapıldıktan sonra, ölü geçitten geçirilerek mezara getirilir ve cenaze döşemesine yatırılır. İkişerli gruplar halinde gelen ölünün yakınları, son görevlerini yerine getirilerdi. Ölüler Kenti’ndeki mezarlar o kadar orjinal yapılmış ki, kuru dağ iklimi ve tek taraftan esen rüzgar mezarlarda iyi bir havalandırma sağlamaktadır. Bu da cesetlerin çürümesini önler. Cesetlerin derileri, saçları ve tırnakları bugüne dek yok olmamıştır. Diğer ilginç bir nokta ise cesetlerin kafataslarında, soğuk ve ateşli silahlar sonucu oluşan izlerin dışında, ameliyat izleri görülmesidir. Günümüzde dahi oldukça tehlikeli olan beyin ameliyatının o dönemdeki doktorlar tarafından da yapılmaya çalışılması inanılmaz bir şeydir.

Yakındaki köy halkı, ölü ailelerini ve sevdiklerini, genellikle arkeolojik buluşlar tarafından tespit edildiği gibi küçük ahşap “tekneler” de gömmek için kullanıyorlardı. Köyün yakınında seyrek nehir yoksa da, ölenlerin ruhunun ölümün ardından geniş bir nehri geçmesi gerektiği düşüncesiyle yapmış oldukları düşünülüyor. Ölenler eşyalarının bir kısmı ile gömüleceklerdi. Kompleks tarafından çok sayıda madeni para bulunmakta, çünkü Ossetiler ölü bir aile üyesi için tepeden bir para atıyor ve madalyonun taşa çarpması ölülerin ruhunun cennete ulaştığı anlamına geliyordu. Bu, her kriptonun önündeki küçük kuyularda da yapılabilir.

Buranın hikayesi ise Ölüm Evleri, eskiden veba, çiçek, kolera gibi salgın hastalıklardan korunmak için yapılmış. Çünkü 1783 ve 1831 yılları arasında salgın hastalıklardan dolayı Oset halkının nüfusu önemli ölçüde azalmış. Hastalığa yakalananlar yakınlarına bulaştırmamak için, gerekli ihtiyaçlarını da alarak Kız Dağı’na çıkar kendi aile mezarlıklarını oluştururlarmış. Yani ilk başta burası karantina bölgesiymiş, fakat hastalığa yakalananlar kurtuluşları olmadığını bildiklerinden buraya gelip bu mezarları yapıp, burada son anlarını geçirmeye ve ölmeye başlar. Sonunda hastalık öyle bir hal almıştı ki, gömecek kimseleri de kalmayan son hastalar aile mezarlarının içinde ölülerle beraber ölümlerini beklerler.

Yerel halk burasının lanetli olduğundan uzak kalıp yaklaşmasa da bazı gizemli olaylar burada hala sürmekte. O dönemlerde civar köylerden birinde hiç çocuğu olmayan bir kadın sabah erken saatte hayvanlarını otlatmaya götürürken, Ölüm Evleri’nin yakınından geçer. Bu sırada bir çocuğun ağlama sesini duyar. Sesin bulunduğu mezara yaklaştığında sandık içerisinde ölü bir kadın ve kucağında yatan çocuğu görür. Çocuğu alıp evine götürür. Karısını bu konuda kimseyle konuşmaması için tembihler. Ancak bu sırrı uzun süre saklayamayan kadın, olanları komşusuna anlatır. Aradan zaman geçer, çocuk büyüyüp yürümeye başlayınca olay da iyice yayılır.

Bununla birlikte burayı gezmek için düzenlenen turistlik gezilerle gelen ve civarda kamp yapan bazı kişilerin kayıp raporları da mevcuttur. Çadırları ve eşyalarına dokunulmayan bu kişilere ne olduğu ise hala bir muammadır.

Ölüler şehri efsanelerin yer aldığı gizemli bir yerdir. Bir zamanlar eğer birileri bu şehre ulaşır ve orada kalırsa onun asla canlı çıkamayacağı inancı hala söylenmektedir.