Mevlana’nın Gizemleri

Mevlana’nın Gizemleri

Levitasyon Levitasyon görünürde hiçbir fiziksel neden yokken insan ya da eşyanın havaya kaldırılması, bir süreliğine havada asılı kalmasıdır. Medyomlarda, fakirlerde, yogilerde gözlenen bu parapsikolojik fenomenin açıklaması neospiritüalist anlayışa göre ektoplazmik maddenin bir kaldıraç görevi görmesi, yer çekimine karşı zıt ya da onu nötralize eden bir kuvvetin meydana gelişiyle oluşur. Bu istek ya da istek dışı olan fenomende elektromanyetik alanda bazı akışkanların çekimden kaynaklanan ağırlığı ortadan kaldırılmaktadır. Ders anlatırken havada yürüyordu…

Mevlâna Şam’da Mukaddemiye Medresesi’nin damında ders anlatmaktadır. Damın kenarına geldiğinde adımını atmaya devam eder. Levite olarak yürür ve yine bu şekilde geri döner. Bunu aralıksız tekrar eder. Medresedeki öğrenciler bunun üzerine Mevlâna’nın müridi olur. Bir erkek çocuğu havada asılı kalmıştı… Şeyh Sinâeddin Akşehirli anlatır: Mevlâna Şam tarafına gittiği zaman, Sis vilayetinin papazlarından bir topluluğa rastladı. Onlardan nice kere olağanüstü şeyler meydana gelmişti. Mevlâna’yı gördüklerinde bir oğlana işaret ettiler. Oğlan havaya uçup asılı kalmıştı. Mevlâna o anda ciddi olarak ilgilenmedi. Ansızın oğlan feryada başladı: “Bir çare eyleyin!” Papazlar “Aşağı in!” deyince, oğlan: “Gücüm yetmez! Sanki beni burada mıhladılar!” dedi. Rahipler, çok çalıştırdılarsa da başaramadılar. Sonunda istemeyerek Mevlâna’ya “İhsan eyle, bu oğlana himmet eyle! Aşağı insin!” dediler. Mevlâna dedi ki: “Kelime-i şehâdet eylemedikçe kurtulmaz!” Oğlan kelime-i şehadet getirince, aşağı kolaylıkla indi. Hemen onu görünce diğer papazlar da Müslüman oldular.

mevlana-meraklisite

Mevlâna aniden denizin üstünde belirir… Konyalı Kürd Kadı anlatır: Gençlik zamanımda ticaret için İskenderiye’ye gitmiştim. Aniden çıkan fırtınayla gemi girdaba girer. Gemideki tacirlerin hepsi çaresizlik içindedir. Mürit ‘Ey Mevlâna, ey Mevlâna’ diyerek yardım ister. Mevlâna aniden denizin üstünde belirir. Bu olayda Mevlâna müridinin çağrışım telepatik olarak almış, demateryalizasyon-materyalizasyonla müridinin yanına gelmiştir. Bütün sufi çalışmalarında buna benzer birçok olayın yaşanmış olduğunu biliyoruz. Mürit ne zaman başı sıkışsa hocasını düşündüğü an hocası derhal müridinin yanında belirmiştir. Apor Bir veya birkaç şeyin aniden ortaya çıkmasına apor adı verilir.

220520150120151532287_2

Fiziksel medyomların tezahürlerinden olan bu fenomene peygamberler, mistikler ve diğer kutsal kişilerde rastlanmıştır. Mevlâna’yla ilgili günümüze kadar gelen olağanüstü femomenlerin içinde apor olayları bir hayli çoktur. Medresenin direği halis altın oldu… Şeyh Bedreddin Tebrizi’nin kimya, simya ve fizikte benzeri bulunmazdı. Sultanların sohbetine katılmak istese de olmazdı. Konya’ya gelip Mevlâna’nın dervişlerinden olmak istedi. Sultan Veled aracılığıyla Mevlâna izin verip, bilgisini gösterip, kimya kuvvetiyle her gün dervişlere harcanmak üzere bin dirhem sultanî vaad etti, diye bildirdiler. Mevlâna hiç cevap vermedi. Şeyh Bedreddin’i Mevlâna’nın huzuruna getirdiler. ” Biz altının topraktan aşağılık olduğunu duyurup dostlarına arasından fitnenin gitmesine uğraşırız. Birisi gelmiş toprağı altın ederim, der. Gücünün yettiği kimya potaya ve körüğe muhtaç mıdır?” dedi. Şeyh Bedreddin: “Evet” dedi. Mevlâna: “Kimya ona demezler ki! Kimyagerlik şudur: Altın bakışını bakarsan altın ola!” der demez medresenin direği hâlis altın oldu. Şeyh Bedreddin’in aklı başından gitti. Mevlâna “Hay mübarek, biz sana altın ol demedik gibi yine hâline var!” dediği gibi yine değişerek eski hâline döndü. Şeyh Bedreddin bu aciz bırakan kerameti görünce bağışlanmasını dileyerek onun müridi oldu. Taş benzersiz bir yakuta dönüşmüştü…

corredor

Şeyh Bedreddin anlatır: Bir gece Hüsameddin Çelebi’nin bahçesinde Mevlâna’nın hizmetindeydim. Ansızın beni istedi. “Buyurun, nedir Sultanım?” dedim. Yerden bir taş alıp elime verdi ve dedi ki “Allah’ın sana verdiğini al ve şükredenlerden ol!” Sabredemeyip ay ışığına tuttum. Asla benzerini görmediğim bir yakut olduğunu görünce bir nâra attım. Sabah olunca pazarda altmış bin dirhem kıymet biçtiler. Hiç eksilmeyen helva sinisi… Mevlâna’nın dervişlerinden biri hacca gitmişti. Arefe gecesi o dervişin hatunu evinde helva pişirip bir sini ile Mevlâna’nın meclisine gönderir. Oradakilerin hepsi o helvadan yerler. Mevlâna bir eliyle işaret eylediğinden bir zerresi eksilmez. Yine siniyi dopdolu görürler. Görenler şaşkınlık içindeyken Mevlâna o helva sinisini alıp medresenin çatısına yönelir. Ondan sonra o sini kaybolur. Hatun siniyi almaya gelince Mevlâna: ‘Sahibine ulaştı!’ der. O derviş hacdan dönünceye kadar unutulur. O kişi gelince eşyasının arasında hatun siniyi bulur. Korkarak ‘Bu sini helva ile arefe gecesi Mevlâna’nın meclisinde kaybolan sini, eşya arasına nereden karıştı?’ diye sorunca, Hacı ‘Vallahi arefe gecesi arkadaşlarımla otururken çadırın bir köşesinden, bir el bu siniyi helva dolu olarak sunuverdi. Asla sebebini bilemedik. Lakin gördüm, sini bizimdir!’ deyince hatun feryad ederek kendinden geçer.

mevlana sozleri

Medresenin havuzu şerbete dönüştü… Kadı Kemaleddin anlatır: İzzeddin Keykâvus bana Mevlâna’ya varmayı salık verdi. Tereddüt ettim ancak yanına varınca Mevlâna beni kenara çekip: “Bizim işimizden her zaman kaçarsın, iş ortasında seni böyle buldum” deyince elimde olmadan müritliğe niyet ettim. Toplantı için şerbet yapmaya kalkınca Konya şehrinde fazla şeker bulunamadı. Bu kadar büyük cemiyete bu kadar şeker yeter mi tereddütündeyken Mevlâna gelerek: “Kemaleddin ne kadar çok olursa iyi, suyu çok koy da Müslümanlara yetişsin!” deyip kayboldu. O kadar aradık izi bulunmadı. Soma şekeri, medresenin havuzuna döküp su koydular. Sultanın şerbetçisi de “Su koyun” deyip havuzdan fazla alarak on küp dolup tamam oldu. Yine de tatlıydı. Ne kadar su koyulsa da tadı azalmadı. Kısacası Konya halkının tamamı gelip gece yarısına kadar içip sema ve safâda oldular. Ne kadar demir aleti varsa halis altın olmuştu…

Şeyh Bedreddin Nakkaş naklediyor: Mevlâna bir gece benim hücreme geldi. Benim kimya ile uğraştığımı gördü. Hemen her ne kadar demir aleti varsa bir bir alıp benim elime verdi. Elime aldıkça hâlis altın olduğunu gördüm. Ben şaşırınca dedi ki: “Bu kimyanın tedbirini eyle! Yoksa gidip burada kalınca kimya alçaktır” deyince tövbe edip perhize sarıldım. Rüyada kesilen saçlar yastık üzerine dökülmüş…

1418284146098

Arif Çelebi Diyarbakır’a seyahat ettiğinde Emir Ahmed Payberti isimli şahsın Mevlâna’ya mürid olmasının sebebini anlatır: Gençlik zamanımda Mevlâna hazretlerinin şöhretini duyup, candan, gönülden aşık olmuştum. Ancak babam ve anam Konya’ya gitmeme izin vermezlerdi. İstek ve özlemim günden güne artıyordu. Bir gece iki rek’at namaz kılıp, dualar ettim. Sonunda uyuyakaldım. Rüyamda Mevlâna’yı evimize gelmiş gördüm. Beni kucaklayıp, alnımı öptü. Makasımı alıp bir nice kere “Allah mübarek eylesin”, “Bu kimse Mesnevi şeyhidir!” dedi. Sevincimden uyandım. Makasla alman saçlar yastık üzerine dökülmüş! Bunun şaşkınlığından bir süre divane gezdim, sonra derviş oldum.

kahve-falında-mevlana-görmek

    1. Ahmet 16 Eylül 2017

    Leave Comments