GİZEMLİ YAĞMURLAR

GİZEMLİ YAĞMURLAR

Anadolu’da Yağan Göksel Yiyecekler Zaman zaman dünyanın çeşitli yerlerinde, kurbağalardan jelatimsi maddelere kadar değişik türden birçok nesnenin gökten yağmur gibi indiği görülmüştür. Nitekim 16 Haziran 1969 tarihinde, İstanbul’un Kâğıthane semtinde, sağanak şeklindeki yağmurla birlikte kurbağa yağmıştı.

Kuşkusuz bunların en ilginci, yenilebilir cinsten olan, besin niteliği gösteren maddelerin yağışına ilişkin vakalardır. Bu tür yenilebilir madde yağmuru olaylarının en eski ve en tanınmış örneğine, Eski Ahitte rastlarız: Çıkış:16 / 4, 5 “Ve Rab Musa’ya dedi: İşte ben sizin için gökten ekmek yağdıracağım ve benim şeraitimde yürüyecekler mi yoksa değimli, onları imtihan edeyim diye, kavım her gün çıkıp bir günlük devşirecekler. Ve vaki olacak ki, altıncı günde, getirdiklerini hazırlayacaklar ve her gün devşirdiklerinin iki katı olacak.” Çıkış:16 / 13, 15 “Ve vaki oldu ki, akşamleyin bıldırcınlar çıkıp ordugâhı kapladılar ve sabahleyin ordugâhın etrafına çiğ düşmüştü. Ve düşmüş olan çiğ kalkınca, işte, çölün yüzünde, toprağın üzerinde, kırağı gibi küçük yuvarlak bir şey vardı. Ve İsrailoğulları görüp birbirine dediler: bu nedir? Çünkü o nedir bilmediler.

Ve Musa onlara dedi: bu Rabbin yemek için size verdiği ekmektir.” Çıkış:16 / 31 – 36” Ve İsrail evi onun adını mana koydular ve o kişniş tohumu gibi beyaz ve lezzetli ballı yufka gibi idi. Ve Musa dedi: Rab’bin emrettiği şey budur: Mısır diyarından sizi çıkardığım zaman, çölde size verdiğim ekmeği görsünler diye nesiller için ondan bir omer dolusu saklanılsın. Ve Musa Harun’a dedi: bir testi al ve içine bir omer dolusu manna koy ve nesilleriniz için saklanılmak üzere onu Rabbin huzuruna koy. Ve Rabbin Musa’ya emrettiği gibi saklanılmak üzere Harun onu Şehadetin önüne koydu. Ve İsrailoğulları ahalisi olan bir diyara gelinceye kadar, kırk sene mana yediler. Keman diyarı hududuna gelinceye kadar mana yediler.” Batıların Eski Ahitteki adıyla mana dedikleri bu tür maddelerin, Anadolu’da sık sık yağdığı görülmekte ve halk arasında genellikle “kutsal helva” diye bilinmektedir.

1379770_167772093420475_264424814_n

Çeşitli görünümlerde ve tatlarda olabilen mannanın, Suriye, Irak ve İran’da da yağdığına tanık olunmuştur. 19.yy.ın ünlü gizemli olaylar araştırmacısı Charles Fort, “Lanetlenmişlerin Kitabı” adı kitabında, 1841-1846 yıllarında, Anadolu’ya manna yağdığını belgelemiştir. 1946 yılındaki mana yağmuruna, M.J. Teesdale’in Science and Gossip(3–229)dergisinde yayımlanmış olan bir yazısında da değinilmektedir.Teesdale’e göre,1946 yılında Anadolu’daki bir kılık sırasında, birkaç kez mana yağdığı görülmüştür. Üstelik bir keresinden kutsal helva yağmuru, birkaç gün hiç kesilmeden sürmüştür. Charles Fort, 1883 yılında bu kez İstanbul’da tanık olunan bir diğer vakayı da yayımlamıştı: “London Times 25 Aralık 1883: Bit Türk gazetesinde öğrenildiğine göre, 25 Aralık 1883 tarihinde, Üsküdar’da bilinmeyen bir madde olarak tanımlanan bir maddenin kar gibi tanecikler ya da ince tabakalar halinde yağdığı gözlemlendi.

Tuzlu bir tadı olan söz konusu maddenin, suda hemen eridiği görüldü.” İngiliz bilim dergisi Nature’ın Ocak 1891 tarihli sayısında, Anadolu’da yenilebilir türeden “liken” yağmurunun meydana geldiği belirtilmektedir. Bilim adamlarının liken dedikleri maddeden ekmek yapılmış ve oldukça güzel bir tadı olduğu görülmüştür. Yakın zamanlarda tanık olunan bir kutsak helva yağmuru vakasını da 24 Haziran 1965 tarihli gazetelerden öğreniyoruz: Mardin’in Cizre ilçesinin Cudi Dağı yakınlarında bulunan Kivah ormanlarının 50km.lik sahasında, üç günden beri çok miktarda kutsal helva yağmaktadır. Meşe yaprağının üzerine tozşekeri halinde yağan kutsal helvayı köylüler toplayarak satmaktadırlar. Kutsal helvanın kilosu Cizre’de 350 kuruş, Mardin’de beş liradır. Şeker gibi tatlı olan kutsal helva, büyük rağbet görmektedir. Köylüler geceleyin Cudi dağının üzerinden kayan beyaz bulutların ormanlığı üzerinden geçişi sırasında helvanın toz halinde yağdığını söylemektedirler.” Bu olayla Cudi dağının yakın ilişkisi, üzerinde durulması gereken bir husustur.